Mayıs 3, 2008
Selamünaleyküm dostlar,
Kurtuba Dergisi 31. sayısıyla tekrar huzurlarınızda. Zaman hızla akıp geçiyor. Akıp giden bu zamana karşı biz, zaman olgusuna talip olduk, olmaya da devam edeceğiz. Bu anlamda desteklerinizi ve dualarınızı her platformda bekliyoruz.
Endülüs bilincine sahip bir tavırla yayın hayatına başlayan ve yaklaşık bir yıldır yayınlarına ara vermeden devam eden Kurtuba Dergisi, daha önceki sayılarında farklı atraksiyonlara girebileceğini tekrarlamıştı. Bu bağlamda dergimiz, Endülüs’ün tarihini ve günümüze yansımalarını sistematik bir şekilde incelemek için yeni bir proje hazırlığında olacak. Gelecek sayımızda projeyle ilgili geniş açıklamayı sayfalarımızda bulabilirsiniz.
Yazının Devamını Oku »
Mayıs 3, 2008
Modernize edilmiş bir dünyada yaşıyoruz. Seküler tezatlarla kurgulanan bu çağda, yine modern kuramlara göre düşünmek zorunda bırakılıyoruz. Kutsal kaynaklarımızla olan rabıtamız arasındaki kopmanın baş aktörü olan modernist düşünce kuramını içselleştirdiğimiz için, farklı kanallara doğru akmak durumunda kalıyoruz. Dinî inançlarımızı modernizmin açtığı patikalar üzerinde yaşanılabilir kılmaya çalıştığımızdan ötürü, inancımızla uzak-yakın, herhangi bir ilişkisi olmayan aksiyonlara giriyoruz. Bu serencamdan sonra, öncelikle, modernist yaşam hakkında Rasim Özdenören’in ne söylediğine bakalım:
“Modernlik, aslında, Batı kültüründe kutsal olanla kutsal olmayan arasındaki egemenlik ilişkisinde hangisinin öne çıkartılacağının belirlenmesi amacına matuf olarak oluşmuştur. Modernlikten önce egemen olan kutsal olan olduğu için, modernliğin kutsal olana isyanı diye tanımlanması yanlış sayılmamalı.”1
Yazının Devamını Oku »
Mayıs 3, 2008
“bir yerimiz yok gidecek
caddeler aşkımıza kapalı
gidecek yerimiz yok,
arka sokaklar çamurla taralı”
Yazının Devamını Oku »
Mayıs 3, 2008
Babam ve ben, ikimiz de kırmızı ışıkta dururuz. Yanyana değil ama, karşı karşıya. Caddenin bir tarafında o, diğer tarfında ben. Onun bakışları tedirgin, arabaları seyerediyor havası verir. Tek yönlü caddede ısrarla sağa sola bakınır. Ben, ağırlığımı sabit duran sol bacağıma yükler, sağ bacağımın dizkapağını sürekli kırarak sabırsızlığımı belli ederim.
Yeşil ışık tavrımı umursamaz. Hiçbir zaman acelesi yoktur çünkü. Bunu yaparken babamın yüzüne bakarım. Başını bir taraftan diğer tarafa çevirirken, sağ ve solu birbirinden ayıran hava çizgisinde birleşir gözlerimiz, saniyeden daha az bir süre geçer ve kaybederim babamın gözlerini. Benim sol bacağım daima sabit, babamın bakışları hep tedirgindir. Öylece bekleriz.
Babam uzun yoldan gelir hergün. Ben kısa yola giderken karşılaşırız ilk lambada. Onun yeşil paltosu, benim siyah mantom; buradan tanırız birbirimizi. Renkler arasında en çok yeşili severim ben. Annem, siyah kasvettir der, yasaklar siyah eşarp takmamı. Babamın bu renk hakkında ne düşündüğünü bilmem.
Yazının Devamını Oku »
Mayıs 3, 2008
bekleme salonundayım,
bir çift iri göz, esmer bir bakış küçük bir bakış
iç bükeysel montajsız bir eylem kurgusuz bir eylem
bir bakış bir eylem
günahıma kefaret olsun diye geçirmeden ah
ah bölüşürken bir simidi çok acıyorken
istemiyor ve kaçıyorken bıkmış usanmışken
kifayet eder mi ömrüm “tanrım!” diye göğsümü yumrularken
bir bakış bir eylem
susmuş henüz bir şey söylememişken
salt ve özgül olarak bir bakış
bilinmemişken “iyi kalpli” sanılan bir bakış
Yazının Devamını Oku »
Mayıs 3, 2008
Hasan Basri Çantay naklediyor:
Galiba, 1926 senesiydi. Ben hastalanarak İstanbul’a gitmiş, orada tedavi altına girmiştim. Karesi Otel’inde âcizi lütfen ziyarete gelen Âkif bana yeni bir şiirini, ‘Gece’yi okudu. Dedim ki, “Hayret, siz vâdi değiştirmişsiniz. Cevap verdi, “Benim asıl vâdim bu idi. Ben şiirlerimi cemiyete faydalı olsun diye yazdım”.
Kaynak: Topçu, Akifnâme, s. 25.
Yazının Devamını Oku »
Mayıs 3, 2008
