doğunun yedinci oğlu: sezai karakoç
Eylül 26, 2008
“Onu İstanbul’un en kalabalık caddelerinden birinde yürürken görmeniz gerekir. Başı önüne eÄŸik, boynu omuzlarının arasına gömülmüÅŸ, dalgın ve derin gözleri karşıdan bakıldığında görünmeyen, ama daima bir hüznü, bir kederi, bir derdi taşıyor durumunu uyandırır.”
Onu, kalabalık İstanbul’un mütevazi bir apartman dairesinde gördüÄŸümde, Rasim Özdenören’in bu tespitine hak vermeden edemedim. İnandığı gibi yaÅŸamanın kitabını yazan efsane adam karşımda yılların yükünü omuzlamış oturuyordu. Dizinin dibinde susmaya gitmiÅŸtik. Sustuk. O konuÅŸtukça “Taha, Hızır, gül, Geyve, anneler ve çocuklar, nar çiçekleri” zihnimi kanatarak geçiyordu. KonuÅŸtu sustuk, sustuk konuÅŸtu. Bir daha anladık ki o:
BATININ GÖRKEMLİ TÖRENLERİNE REST ÇEKMİŞ DOÄžUNUN YEDİNCİ OÄžLU
Gerek edebi anlamda gerekse de siyasi anlamda muhtelif devrimlere tanık olan Karakoç, ÅŸahdamarını dolduran mukaddesatçı ve gelenekçi duruÅŸunu her zaman koruyarak ve dahi dillendirerek Türk Edebiyatı’na bengisudan hayli nasiplenmiÅŸ modern eserler bahÅŸetmiÅŸtir. Cemal Süreya’nın kalemiyle “en ilkelle en modern arasında duran”dır O.* Geleneksel yapımızın soylu dokunuÅŸları ÅŸiirinde çoÄŸu kez mana bulmuÅŸtur. Öyle ki, ilk gençlik yıllarında ÅŸiirlerinin yayımlayacağı dergi seçimi hususunda bir dergi için ÅŸunları söylemekten geri durmamıştır. “(…) İslam’ın ve geçmiÅŸ edebiyatımızın sonsuz kaynaklarından yararlanma gibi bir gelenekçilik söz konusu deÄŸildi dergide”**
Yalnız ÅŸiirlerinde deÄŸil, fikri yapısıyla ördüÄŸü kitaplarında da aynı dokuyu görebiliriz. Mezkûr yapı daha somut ÅŸekillerde bir Fuzuli, bir Nef’î, bir Nedim dokunuÅŸları hassasiyetinde karşımıza çıkar yer yer. Bununla kalmaz Karakoç. Gönül ve düÅŸünce dünyasına nakış nakış iÅŸlediÄŸi bu mukaddes erler için müstakil eserler verir. “Yunus Emre, Mehmet Akif ve Mevlana” Karakoç’un deÄŸerli kalemine ilham olur ve edebiyat tarihimize üç muÅŸtu kitap olarak dahil olur.
/eski uygarlıklar çeÅŸmesi
Ruhum
GüneÅŸ batar o doÄŸar/***
DİRİLİŞİ MUÅžTULAYAN MÜNZEVİ DERVİŞ
Bir erdir Sezai Karakoç. Kökleri Asrı Saadet’e uzanan, modern çağın arayıştaki insanının dönebilse kendini ve hakikati bulabileceÄŸi, Allah’ın üstün kıldığı bu varlığın gerçek vasıflarını inkârsız bir iman ve teslimiyetle idrak edebileceÄŸi yeniden doÄŸuÅŸun, bir düÅŸüÅŸten kurtuluÅŸun adı “DİRİLİŞ”in eridir. Kalbi muhakemelerin susturulduÄŸu, “batı”nın insan nazarına bir güneÅŸ gibi dayatıldığı, medeniyetimizin köÅŸe taÅŸlarının gömülmeye çalışıldığı çaÄŸda, insanı elinden tutup çaÄŸlarüstüne çıkarmayı ideal edinmiÅŸtir DiriliÅŸ. Bir edebi akımla sınırlanmayıp; düÅŸünce, sanat, inanç, ahlak, kültür alanlarına yayılan bu fikri yapı, Rasim Özdenören deyimiyle baÅŸlı başına bir mekteptir: “DiriliÅŸ Mektebi”. Dâhili olana, çaÄŸa müslümanca bir bakış kazandırmış, bir ilham olmuÅŸtur. Bu baÄŸlamda diriliÅŸ talebelerine yüceltilmesi gereken bir ruhları olduÄŸunu hatırlatması yanında, yedinci oÄŸullar yetiÅŸtirecek “doÄŸu”nun ve üzerini cilalayarak sundukları “batı”nın düÅŸünce ve edebi hayatını derinlemesine bilmenin ehemmiyetini de anlatır. Tazelenmek, yenilenmektir DiriliÅŸ. Yeniden görmek, yeniden inanmak, yeniden baÅŸlamaktır. Üstadınca “DiriliÅŸ bir sevgi devrimidir. Ruhun ölümünü hazırlayan öçlerin, ezmelerin, çekememezliklerin devrilmesi yoluyla sevgide ruhun diriliÅŸini gerçekleÅŸtirme yöntemidir.”****
/Durun anlatayım size melekler
Tahayı nasıl dirilttiler
Anarak İsanın doğumunu
Anarak Muhammed Mustafanın doğumunu
Melekler
Tahayı dirilttiler/
DiriliÅŸ asla “fikri yapıda tıkanıp kalan bir ekol” olmadı. Sesi kısıktı çünkü gösteriÅŸten, ÅŸatafattan uzaktı. Birçok “müslüman aydın”ın yetiÅŸmesine vesile, ruhunu yüceltebilecek nesillere sonuna kadar açık bir kapı, yitik cennetini arayanlara bir kıyamet aşısı oldu ve olacak.
ELİNDE YÜZÜNDE AYAÄžINDA SAZINDA SÖZÜNDE GÖZÜNDE “GÜL”
/Pencerelerden uzanan bir gül
Güçlendirirdi bizi imtihanlarda/
YaÅŸantısında olduÄŸu gibi bunun bir tezahürü olan ÅŸiirlerinde de mukaddes bir yer tutar “gül”. DiriliÅŸimize vesile olan her ÅŸeyin diÄŸer adı güldür. Zira rengini, kokusunu “ayağının tozu olduÄŸumuz” peygamberden almıştır. DiriliÅŸin ve diriliÅŸin öncüsünün müjdeleyicisidir. Gönüllerimizde boyuna açılan, kapanandır. “TaÅŸ”ımızdır. Hiçbir kış atlısının baharda açmasına engel olamayandır. Bunları hassaten vurgular Karakoç ÅŸiirlerinde, zira hayatı da bu minvaldedir. “Gül” ile baÅŸlar cümleleri “gül” ile biter, elinde “gül” kokusu bırakır. DiriliÅŸ nesline de “gül”le baÅŸlamayı nasihat eder. Her derde çare olacak “gül”ü diriliÅŸ nesline ÅŸifa niyetine “gül muÅŸtusu” ile sunar. İnsanların sadece edebiyat dünyasında sevgiliyi anlatma misyonunu taşıdığını sandıkları gül’ün asıl manasını idrak edebilmemiz için Sezai Karakoç’u dinlememiz, anlamamız, yaÅŸamamız yeterlidir.
/Gül yaprağından kubbe
Gül fidanından çatı
Gül kokusundan anne
Gül ÅŸurubundan aÅŸk sanatı/
DOÄžUNUN EN DOÄžUSUNDAN BATININ EN BATISINA ELLER HAFİFÇE TUTMUÅž BİRBİRİNİ
Sezai Karakoç “bir”in insanıdır. Kudüs’ün, Halep’in, İstanbul’un, Åžam’ın, Semerkant’ın “bir” ve bizim olduÄŸuna inanır. Tahdit edilmemiÅŸ bir coÄŸrafyadır O’nun nazarında Müslümanların yurdu. Yenilgi yenilgi büyüyen bir zaferin kana karışan umuduyla müslüman, nerede olursa olsun islamı yeniden anlayarak, yaÅŸayarak dirilecek ve diriltecektir. İslam medeniyetimizin soylu kentlerinin hüzünlü coÄŸrafyasını diriliÅŸ vesilesi ile ayaÄŸa kaldıracaktır.
Elbette “İnÅŸaallahu Teala”.
/Yeryüzüne ayı indir o bir ÅŸehir olsun
YaklaÅŸtıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
YumuÅŸak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca/
*Cemal Süreya “99 yüz”
**Hatıralar, Diriliş, 23 Haziran 1989
***ÇeÅŸmeler
****ÇaÄŸ ve ilham II
AfiÅŸ: Mevlana İdris / Gerçek Hayat Dergisi



DoÄŸu’nun Vefakâr Evladı, malesef onlarca yıldır/ bildiÄŸim kadarıyla otuz senedir /Diyarbakır’a uÄŸramadı. Onu misafir edecek, ağırlayacak o kadar seveninin olduÄŸu, kendisine Diyarbakır’da mihmandarlık edecek o kadar seveninin bulunduÄŸu memleketinde yok… Merhum Hattat Hamid Aytaç, son demlerinde gelmek istediyse de gelemedi. Üstad’ın istediÄŸi ÅŸekilde her ÅŸey kabulumuzdur. Bir panel yapıldı, sempozyum yapıldı. Kendisi davete /kendisince haklı/ icabet etmedi. Kendisini memeleketinde görme talebimiz, kadar tabiî bir istek yok. Selamlar
Yorum Yazın