insani bir yer
Ekim 10, 2008
Bir yerde okumuÅŸtu UÄŸur: "İnsan kendini en iyi insanda tanır." Bu sözün manası üzerinde çok durmuÅŸtu son iki gündür. İki gün önce başına gelenleri sorguluyordu sürekli. Bir yandan kendi insani görevini ifa ederken aslında bir yandan da insanlığı anladığını hissetmiÅŸti. İyilik yapmanın insana verdiÄŸi huzuru, mutluluÄŸu yeni tatmış ve iyice anlamıştı. Dünyayı sarıp sarmalamış o "büyük aÄŸ"ın sevgi ve insani duygular olduÄŸunu hayal etmiÅŸti. Dünyanın muazzamlığını, kendi küçüklüÄŸünü düÅŸünmüÅŸtü. Bir küçük iyilikle bile sanal ve "çıplak" dünyanın düzelebileceÄŸine olan inancı iyice artmıştı. Åžimdi bir kenarı yırtılmış kanepede uzanmış bunları düÅŸünüyordu UÄŸur. Ve o güne geri dönüyordu bir an için…
Mütevazı öÄŸrenci evinin hem oturma odası hem yatak odası hem de salon olarak kullanılan odasında kahvaltı yapıyordu UÄŸur. DiÄŸer üç ev arkadaşı memleketlerine gitmiÅŸ, o yalnız kalmıştı. Çalışmak zorundaydı. DoÄŸu’nun küçük bir ilindeki küçük köy evlerinden ona gelecek hatta gelmesi muhtemel bir para bile yoktu çoÄŸu zaman. Babası ineÄŸi, danayı sattığında üç beÅŸ lira geldiÄŸi oluyordu ama UÄŸur bunu alırken içinde ölesiye bir eziklik hissediyor, babadan para alan her erkek gibi utanıp sıkılıyordu. Bunun için de bir cafede hem bulaşık yıkıyor hem de garsonluk yapıyordu. Ne kazansa kardı. Aldığı burs ev kirası, elektrik kalorifer yakıtı falan derken bitip tükeniyordu. En azından mutfak masrafını karşılayacak kadar kazanmalıydı. Kazanıyordu da. DiÄŸer arkadaÅŸlarına bile o bakar olmuÅŸtu.
Sonbaharın biraz rüzgarlı ama güzel sabahında kahvaltısını yapıp biraz dolaÅŸmak istiyordu. Hem çalışmaktan fırsat bulamadığı için ÅŸehri gezip görecek hem de son günlerde içine iyice yerleÅŸen "tuhaf aÅŸk histeriklerini" atlatmaya çalışacaktı. Karşı cinsle bir iliÅŸkisi olmadığı ve anlam veremediÄŸi bir ÅŸekilde içinde bir yerlerde "aÅŸkı" tatmak istediÄŸini, birinin sevilmesine ihtiyaç duyduÄŸunu hissediyordu. O gün çalışmıyordu; cafe tadilata alınmış, birkaç gün dinlenme fırsatı bulmuÅŸtu. Dersler, vizeler, ev, cafe, bulaşık.. çok yorulmuÅŸtu…
Sonbahar çoktan gelmiÅŸti. Hava karışıktı mevsimi gereÄŸi. Bir kabarıp bir sönen bulutlar, insnanın içindeki tassavuru gösteriyordu sanki. Bir düzelip bir bozuyordu hava. Dün akÅŸam üzerindeki kolsuz gömlekle üÅŸüdüÄŸünü hissetmiÅŸti. YaÄŸmur da baÅŸlamıştı artık. Kısa süre sonra beyaz örtünün dünyanın üzerine sarılacağı kesindi. Ne güzel ÅŸeydi, kendini teknolojiden sanal alemlerden kurtarıp sopnbaharın o yaÄŸan ilk yaÄŸmurlarına bırakmak. İliklerine kadar ıslanmak. Tene deÄŸen her yaÄŸur damlasıyla gıdıklanmak…
Üstüne "sonbaharlık" dediÄŸi ceketini geçirdi UÄŸur. ArkadaÅŸları bunu her giydiÄŸinde "ÅŸair gibi oldun be" diyerek takılırlardı. Belki renginden dolayı, belki de ÅŸairlerin hüznünü yansıttığı içindi bunca ilgi, cekete. ÖÄŸrenci evlerinde adet olduÄŸu üzere sofrasını kaldırma iÅŸini akÅŸama bırakmaya karar verdi. Dünden ve bir önceki günden kalma menemen tavası, patates tabağı da duruyordu daha. Bugünküler de kalsa ne olurdu ki! "Toptan yıkayınca kendimi daha mutlu hissediyorum" demiÅŸti ev arkadaşı Enes. UÄŸur da öyle yapmıştı zaten; bir an önce çıkıp atmıştı kendini dışarıya. YaÄŸmur yaÄŸmış da durulmuÅŸ bile. Üzerine de az rüzgar bindirince insan üÅŸüyor haliyle, "iyi ki ÅŸair ceketimi giymiÅŸim," demiÅŸti içinden, gülümseyerek…
Kapının hemen yanında bir ÅŸey iliÅŸti gözüne. Bir paçavraya benziyor daha çok. Yok, elbise ama kıpırdıyor. Demek ki içinde insan vardı. Elbiseleri ıslanmış, kirlenmiÅŸ ama yeni gibi. Sanki zengin biri, üzerine en güzel elbisesini giyip yaÄŸmura borana yakalanmış. Sokaklarda torbalar içinde çöplerden kağıt, cam ve demir toplayan insanların hallerine benzer bir hal vardı, yerde yatanın üzerinde. Çok kirli, çok ıslak ve çok dağınık… Biraz daha yaklaÅŸtı yanına, biraz da tereddüt var ama merak ediyor, bu elbisenin içinden kim çıkacak diye.
Bir kadın!
Kendisine yaklaÅŸan genci görünce biraz da korkudan olsa gerek, kendini toparlıyor, korku dolu gözlerle bakıyor. UÄŸur, saniyeler arasında bu kadını süzüyor. Uzun beyaz keten mantosu hem ıslak hem de, dayanılamayacak kadar çamurlu. Çok üÅŸümüÅŸ olacak ki ellerini ovuyor. Uzun mantosuyla uyumlu baÅŸörtüsü de kirlenmiÅŸ epeyce. Peki, ama kim bu kadın? Neden bir çuval gibi öylece duvar dibine sokulmuÅŸ? Ve en önemlisi bu saatte bu yaÄŸmur suyuna neden bulandı? Evi barkı var mı? Bir tanıdığı bir bildiÄŸi… Minik bir kedi bile daha iyi bir kuru yer ulabilirdi kendine.. Oysa bu…
"Korkmayın benden lütfen. Size zarar verecek deÄŸilim. Çok üÅŸümüÅŸ ve yorgun düÅŸmüÅŸ görünüyorsunuz," diyor UÄŸur, yardım etmek amacıyla. "Ee.. Evet çok üÅŸüdüm. Ama sanırım iyiyim, evime gidebilirim en azından," diyor, ayakları üzerine kalkmaya çalışırken beceremeyen kadın.
"Size yardım etmemi ister misiniz?"
"Evet olabilir. Çok acınacak haldeyim biliyorum," diyor belli belirsiz.
Elini uzatıyor UÄŸur. Kadın tereddüt ediyor önce ama UÄŸur’a güvenmekten baÅŸka çaresi yok. "Evim çok uzakta. Bu halde nasıl giderim bilmiyorum. Sabah sabah iki, henüz çocuk denecek kiÅŸi önüme çıkıp çantayı istediler. Ellerinde bıçak vardı. Çantayı verdim ama parmağımdaki yüzüÄŸü de almak istediler, ben de karşı çıktım. Tekmeleyip yüzüÄŸü aldılar, sonra da kaçıp gittiler. Dayak faslından yeni çıkmışken yaÄŸmur ve ÅŸu sert rüzgar da iyice bastırınca olduÄŸum yerde bayılmışım sanırım. Uyandığımda sizi karşımda gördüm," diyor kadın. Ama bu sefer belli belirsiz deÄŸil kelimeler. Cümleleri oturaklı, kendine güvenen bir kadın imajı çiziyor. Sanki yerde su çamur içinde bir kadın deÄŸil de bir yazarla konuÅŸtuÄŸunu hissetti UÄŸur. Güldü bu duruma.
"Evim hemen üçüncü kat. EÄŸer yanlış anlamazsanız ve de güvenirseniz gelin bir sıcak çorba içip öyle evinize gidin, isterseniz," diyor UÄŸur, biraz da utangaç bir tavırla. Kadın, 35–40 yaÅŸ arasında ya var ya yok. Yüzüne bakarken, güzel bir kadın olduÄŸunu da düÅŸünüyor UÄŸur ama hemen toparlanıp, "Ne dersiniz? ÖÄŸrenci evi, biraz da, yani epey dağınık ama sanırım size bir çorba yapabilirim," diyor muzip bir ifadeyle. Kadın da gülümsüyor, "Tamam o zaman. Ben de zamanında öÄŸrenci oldum bilirim ama sanırım erkeklerin ev durumu içler acısıdır," sözleriyle de UÄŸur’un biraz daha mahçup olduÄŸunu görüyor ve hemen ardından "Yanlış anlama ama siz erkekler öylesiniz, haksız mıyım yani?" diyor, kendini beÄŸenmiÅŸ bir edayla. Eli kadının kolunda demir büyük kapıya yaklaşırken, "Haklısınız, öyleyiz valla. Ne yapalım, derli toplu bir evi ancak evlenince görürüz. Yoksa hayal. Zaten çoÄŸu ÅŸey bizim için hayal, ya da hayalce bir ÅŸey," diyor UÄŸur, gülümseyerek.
Basamakları yavaÅŸ yavaÅŸ çıkıyorlar. Aldığı tekmelerden canı epeyce yanan kadın zorlanıyor merdivenleri çıkarken. Anahtarı kilide sokuyor UÄŸur, bir eliyle de kadını tutmaya çalışarak. Kadın ayağındaki küçük ne tam ayakkabı denilebilecek ne de terlik denilebilecek "ÅŸeyi" çıkarıyor. UÄŸur önden girip içeri alıyor kadını. Çok amaçlı kullanılan odaya geldiklerinde kadının yüzünde muzip bir ifade beliriyor. UÄŸur anlıyor hemen, "Kusura bakmayın demiÅŸtim size epey dağınık," diye. "Öyle de ben bu kadar beklemiyordum. Daha bu sabah içilmiÅŸ çaydanlık ve sofra bile duruyor. Seninle evlenen kızın vay haline," diyor yüzünde çok masum ve tatlı bir gülümseme ile. "Ben çorba hazırlıyorum. Siz de eÄŸer ÅŸu dağınıklıktan yer bulursanız oturun ve ÅŸu ıslak mantoyu da çıkarın," deyip mutfaÄŸa yöneliyor UÄŸur…
Çorbayı yaparken iyi mi yaptı kötü mü yaptı diye hesaba girdi UÄŸur. Ya komÅŸulardan biri görüp de dedikodu baÅŸlatıp, "Bekâr öÄŸrenci istemiyoruz," derlerse ne olacak? Ya kadın yanlış bir insansa. Bir sürü soru doluÅŸtu kafasına. Zamanın nasıl geçtiÄŸini anlamadı bile. Çorba hazır oldu. Darmaduman dolabın içinden bir limon bulup ikiye ayırarak tabaÄŸa özenle yerleÅŸtirdi. Çorbayı boÅŸaltıp gidecekti ki birden canının deli gibi çorba çektiÄŸini hissetti ama hemen ardından "Bu misafir için, sonra kendime de hazırlarım," dedi tatlılıkla.
Odaya geldiÄŸinde gözlerine inanamadı. Buraya "kadın eli" deÄŸmiÅŸti. Her ÅŸey toplanıp düzenli bir ÅŸekilde yerleÅŸtirilmiÅŸti. Kitaplar, kitaplık kullanılan dolaba yerleÅŸtirilmiÅŸ; gazeteler hemen alt göze konmuÅŸ ve saçılmış elbiseler toparlanmıştı. Sabahki kahvaltı sofrası da düzenlenmiÅŸ bir köÅŸeye bırakılmıştı.
"Ne o? Şaşırdın mı yoksa? Ne yani iyilik yapmak sadece sana mı mahsus bir şey?"
UÄŸur ÅŸaÅŸkınlığını atlatıp çorbaya eli titreyerek uzatıyor. "Åžey sizde sanırım para da kalmamıştır. O da çantanızla birlikte gitmiÅŸtir," diyor yine yüzü kızararak.
"Evet öyle oldu. Ama sen kendini zahmete sokma eve gitmenin bir yolunu bulurum ben," diye cevap veriyor kadın minnet dolu gözlerle. Sonra da "Ben bir yazarım. Param evim iÅŸim var ama bunlar yetmiyor saldırıya maruz kalmamaya. Senin yaÅŸlarında bir oÄŸlum var, eÄŸer kabul edersen seni onun gibi gördüÄŸümü söylemek isterim," deyiveriyor.
Anne. Annesini özlediÄŸini anımsadı UÄŸur. En son dört ay önce görmüÅŸ doya doya sarılmış, kokusunu içine çekmiÅŸti. "Yok, benim için bir sorun yok. Ben de size anne gözüyle bakarım. Ama ÅŸimdi siz çorbanızı içerken benim dışarı çıkmam lazım. Yarım saate kalmaz gelirim," diyor. Tam kapıdan çıkacakken, "Size uyar mı bilmiyorum ama içerde makinadan dün çıkan ama toplamadığım tiÅŸört, gömlek falan var. İsterseniz giyebilirsiniz. Bu ıslak elbiselerle daha fazla dayanamazsınız," diyor UÄŸur. Sevgi dolu gözlerle bakan kadın sesini çıkarmadan "evet" anlamında başını sallıyor. UÄŸur hızla kapıya yöneliyor. Bankada burs olarak gelen parasından 40 YTL’si kalmıştı. Bu kadına yol parası da lazımdı…
Bankaya gidiÅŸ geliÅŸte hep annesini düÅŸündü UÄŸur. Bu yabancı kadının kendisini oÄŸlu gibi görmek istemesi çok etkilemiÅŸti onu. Evden uzakta, gurbet ellerde okurken anne hasreti çekmeyen öÄŸrenci var mıdır? Başını yastığa koyduÄŸunda sıcacık güzel koynunu hayal etmemiÅŸtir tüm öÄŸrenciler? Ya her yemek yendiÄŸinde "Acaba ÅŸimdi oÄŸlum ne yiyor?" diye düÅŸünüp, hazırladığı üç beÅŸ ÅŸeyi ÅŸehirlerarası otobüslere verip oÄŸluna göndermeyen anne?
Bir ÅŸeyler mırıldandı parasını çekerken. Kimse duymuyordu, bir tek ekndisi ne dediÄŸini biliyor ve anlıyordu: "İyi bir kadın olmalı. Ve de yazar. Bir yazarla tanışacağım, hele hele onu evime alıp çorba içireceÄŸim, hele ki evimi toplayacağını hiç düÅŸünmemiÅŸtim doÄŸrusu. Ne garip ÅŸu hayat…"
Kapıyı açıp içeri giriyor. Önceden ayarladığı 20 YTL’yi kadına vermek için odaya geçiyor ama o da ne; kadın yok! MutfaÄŸa bakıyor. Yok. Banyonun kapısına bakıyor, belki ordadır diye ama ışık yanmadığına göre…
"GitmiÅŸ…"
Tekrar odaya döndüÄŸünde bir kâğıt çarpıyor gözüne, dolabın hemen bitiÅŸine iliÅŸtirilmiÅŸ. Hızla okumaya baÅŸlıyor: "Adını bilmiyorum ama ÅŸu kitaplıkta bir resim vardı, altında UÄŸur yazıyordu. Sen de benim adımı bir gün elbet öÄŸrenirsin. Kalem kâğıt da vardı burada. Benim için para bulmaya gittiÄŸini biliyorum. Belki birinden borç bile alacaksın. Yapamazdım bunu. Bana bu iyiliklerde bulunmuÅŸsun seni daha fazla zora sokamazdım. Durup sana teÅŸekkür etmeyi çok isterdim ama bu sefer de parayı alayım diye beni zorlayacağını biliyordum. Giderim saÄŸ salim merak etme sen. Sana her ÅŸey için teÅŸekkür ederim. Sen iyi bir çocuksun. KeÅŸke oÄŸlum da senin gibi iyi biri olabilse. Neyse her ÅŸey gönlünce olsun. Bir gün seni ziyarete gelirim oÄŸlum ve kocamla. Åžunu bugün de öÄŸrenmiÅŸ oldum ki: İnsanın insandan baÅŸka sığınacak limanı yok! İnsanı insan anlar, insanı insan sever. Belki farklılıklarımız var ama yüreÄŸinde azıcık sevgi kırıntısı bulunduranların hep kazanacağına olan inancım ÅŸimdi daha kuvvetli…"
Duruyor UÄŸur. Biraz düÅŸünüyor ama ne düÅŸüneceÄŸini de bilmiyor. "Geldi, gitti. Anlaşılmaz, garip. Yazar iÅŸte," diye düÅŸünüyor. Ve son cümleyi okuyor tebessümle: "Sana ev iÅŸlerinden anlayan bir kız bulmak artık boynumun borcudur. Annenim ya…"
Annem…
"Evet, annemsin…"


Yavuz Akengin yine o müthiÅŸ üslubunu konuÅŸturmuÅŸ. Gurbetteki bir öğrenci olarak ÅŸunları söylemeliyim: Hikaye çok güzel kurgulanmış. Ve sonunda hüzünlü bir gülümseyiÅŸle bitmiÅŸ. Eline saÄŸlık. Allah sana “kendini tanıtacak insanlar” nasip etsin.
Eyvallah! Biz sözcükleri dilimizde harmanlayıp, bazen un uafk edip parça parça sizlere sunarken biliriz ki Kurtuba sevdalıları “hal”den anlar. Bazen üslubumuz basit olur, bazen ağır. Hatta bazen “Bu da yaz mı ÅŸimdi?” bile deriz kendi kendimize. Yazarlık iddiamız yok, sadece hayatı anlamaya ve anlarken hissetiklerimizi dilimiz döndüğünce yazmaya çalışıyoruz.. Takibiniz, düşünceleriniz için teÅŸekkürler… KardeÅŸiniz Yavuz
güzel hikaye. ama biraz boÅŸlukta kalmadı mı okuyucu? kurguda da yer yer boÅŸluklar kalmış. ana hatlarıyla iyi. aÅŸka duyulan özlem biraz daha detaylı iÅŸlenseydi hikayen asıl o noktada derinlik kazanacaktı. sanki yabancı dilden çevri bir hikaye okuyorum sandım. baÅŸarılar…
Yorum Yazın