sırata bağdaş kuran şehir: diyarbekir
Ocak 1, 2009
Daha dilimlenmemiÅŸ yorgun ay, beyaz nallarıyla ışıktan atlarını koÅŸtururken, gaybın saçaklarından akan bitimsiz vakit kanlı karanlıklarla sargılıydı. Dilimde ıslak bir ıslıkla geçiyordum eÄŸilen ama yenilmeyen yollarından. Ki açmazdı kendisini ıslığıyla yorgun gecelerinden öpmeyenlere. Islık; kavganın bayrağı, öfkenin türküsüydü kalbine inen bu ince sokaklarda. DüÅŸündüm, acaba çıkmazlarına bu derece gizlenen baÅŸka bir kent var mıydı! Gittikçe artıyordu heyecanım ve gittikçe sokak lambalarından soluduÄŸu çorak nefesini daha çok hissediyordum. Sonunda öyle bir yere geldim ki, artık düÅŸsel bir gölgeden öte bir ÅŸey deÄŸildim. Başımı kaldırıp içime buladığım bir demet söz ile yükseldim sesine: Amed, ÅŸehrim benim…
GiyindiÄŸi siyah örtüsünü usulca aralayarak yürüdüm…
Örtüsünü aralayarak yürüdüm ve tarih öncesi devirlerin belirsizliÄŸinden uzattığı, gizemin üzerinde türkülerle dolandığı saçlarını gördüm. Başında toka gibi duran surlarına sığmayıp taÅŸtığı epey olmuÅŸtu. Uzun ve dalgalıydı. AÄŸarmıştı kimi yerlerde, kimi yerlerde sarıdan ısıran kumrala dönüÅŸüyordu saçları. Fırtınalarda her yana deÄŸmiÅŸ olmalıydı ki; üzerinde kayan âşıklardan ve üzerinde kıyılan aÅŸklardan izler taşıyordu, kurÅŸunlanan canlardan taşıdığı izler kadar. Bazı telleri seher vakti yükselen bir ezan sesini kokluyor gibi dururken sürekli, bazı telleri de ezeli bir deniz özleminden hırçınlaÅŸan daÄŸlarını zoraki teselli ediyor gibiydi. Dokundum, yaprak döküyordu ilkbahar.
Saçlarına dokunup yürüdüm ve kavgadan hiç çıkmamış kırışan ellerini gördüm. Her bir parmağını iki dev birden emiyordu. Kaygılıydı kocaman elleri, çoÄŸunun sandığı gibi bir tetiÄŸe oturacak kadar küçük deÄŸildi. Sadece tutunup düÅŸenlerin uçurumlarından aldığı intikamlarla yarılmışçasına öfkeli bir nasırdı derisine iÅŸlenen. Karanlığını okÅŸarken kentinin bir yandan, diÄŸer yandan aydınlığının sırtını sıvazlıyordu. Utangaç bir babanın gece sevmelerine attığı adımlarla sulanan çıkık iri kemiklerinin ellerine giydirdiÄŸi dehÅŸet, bastırdığı yaralarıyla ıslanıyordu. Ve deÄŸdim, ıslaktı kanayan bir aslan kadar.
Ellerine deÄŸip yürüdüm ve güneÅŸin arka bahçesi gibi duran yanık yüzünü gördüm. KurumuÅŸ ırmakların yatakları gibi kıvrım kıvrımdı. Tez duyulan kötü haberlerin postacıları kayıptılar bir bedevi kavrukluÄŸundaki bu hatlarda. GümüÅŸ renkli dallar uzanıyordu dört yanından. Bazılarından çocuklar sallanıyordu ve taptaze ümitlerle besleniyordu neÅŸeli sesleri. Bazılarından ise cesetler… ve çift tarafı keskin çığlıklar kemiriyordu bedenlerini. Zıtlığını sordum, “ah!” dedi. Yarısını kaybettiÄŸi çocuklarının acısı kursağındayken, kundaktaki bebeÄŸini sallayan bir anaya döndü içi. İçine döndüm, tüm çıplaklığıyla ölüm yıkanıyordu. Uzandım, günler çalıyordu yüzünden katar katar.
Yüzüne uzanıp yürüdüm ve ok sanılıp yolunmuÅŸ kirpiklerinden yetim gözlerini gördüm. İki ayrı girdap, iki ayrı cehennem parçası… Tanımayanların bilemedikleri kadar düÅŸman olduÄŸu bir düÅŸman, tanıyanların bilebildikleri kadar dost olduÄŸu bir dost… Ve suyu da düÅŸmanı da uyutuyordu burada, bir arada. Ansız ölümlerle ısırılmıştı gözbebekleri, ama hala dörtnala at süren bir süvariydi bakışlarında, hayat.
Bakışlarının kursağında kalan bir ÅŸeyler gördüm sanki ve:
Çocuklarını sordum. İndi gözleri. Derin bir iç çekti. Hangi birinden baÅŸlamalı ki, dermiÅŸçesine bir hali vardı. Çöken geniÅŸ omuzlarında sürüye katılan kuÅŸlar gibi hüznü çoÄŸalıyordu her düÅŸünceyle.
Ah Silvan! Kanıyla büyüyen asi çocuÄŸum. Mahzun salınacak her doÄŸan güne, kollarında uyuduÄŸu dağıyla. BittiÄŸi kabuslarda kan çanağına dönen yıllarını hangi tahtada aklayacaklar bilmiyorum.
Lice’den yükselen duman kokuları var burnumda. Tütmeyen bacalarına üzülürdüm, evler baca oldu Lice’m yandı. Fabrika dumanlarından göÄŸü öksüren kentlere imrendirdi beni, göÄŸüme çığlıklarla uzanan yangınlar. Ve yamacımda olsa da çocuklarım, asla kendi dilimde okÅŸayamayacağım onları, farkındayım.
DoÄŸruldu kapandığı çıkmaz sokaklarından ve çok uzaklara dikildi gözleri. Bir ümit parıltısı yanıp söndü gözünde, gördüm. Anladım ki dal affetmeyebilir rüzgârı ama ÅŸu filiz yoÄŸurmaya hazır eller, ÅŸu anaların yüreklendiÄŸi yürek, ÅŸu koca aÄŸaç; elbette ki reddedemez korku dolu yıkıntılarına uzanan gönülden bir yaÄŸmuru.
Yürüdüm ve gördüm,
Bitirilemeyen asaletiyle arkamda yağmalanmış bir kent yatıyordu


Öncelikle sizleri selamların en güzeli olan Allah’ın selamı ile selamlıyorum.
Selamün aleyküm.
Bir şark memleketi ancak bu kadar güzel tasvir edebilir.
Kaleminize sağlık din kardeşim.
Allah yar ve yardımcınız olur inşallah.
Selamun Aleyküm
Öncelikle ifade etmeliyim ki derginizle karşılaştığımda heyecanımı gizleyemedim.
İsmi kurtuba idi ve zatıma çokça anlam yükleyen bir mekanın adıydı bu.
Sonra inceledikçe okudukça işte dedim okuyabileceğim dergiler silsilesine bir yenisini ve aksiyon! hedefini ilke benimsemiş bir dergiyi ekliyorum.Hemen kolları sıvamalı ve yorum yazmalı idi ben de bu oluşumda tuz sahibi olmalıydım.
Yazarım çünkü söyleyecek sözüm çok !
Yazmalıydım çünkü artık dayanacak halim kalmadı susmaktan.
Edebi entelektüellerin şaşalı ve lüks ışıklarla bezeli dünyasından hiz hazmetmediğimden olsa gerek siz pek bir sıcak pek bir dokunaklı geldiniz bana.
Öğretmendim ve öğretmek için ögrenmek gerekiyordu hakikati.
Öğrenmek de yetmiyordu yaşamak lazımdı ama yalnız olmuyordu ki!
İyi ki vardınız ve iyi ki yoldasınız selam olsun yolda olanlara.
Benim de bir blogum var yazılarımı yayınladıgım amatör bir çalışma .
Kendimce karınca kararınca idi ismi amma dün gece ilhami bir şevkle değiştirdim.
Tasavvuf konularının ağırlık kazandığı ama sadece sözle yetindiğim bir yazılar derlemesi işte.
İlgilenir vakit ayırır da incelerseniz ve eleştirilerinizi eksik etmezseniz müteşekkir kalırım.
Gelelim yazının Nihayetine.
Necip Fazıl üstadın sözleriyle bitirmek istiyorum tümcelerimi sizinde yukarıda yer alan diyarbekir yazınıza istinaden.
Diyor ki üstad:
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte
Yarın elbet bizim
Elbet bizimdir.
Gün doğmuş gün batmış ne çıkar
EBED bizimdir!
Selam,dua ve muhabbetle
HAKAN TÜRKEŞ/SINIF ÖĞRETMENİ ve öğrencisi.
Mail:hturkes@gmail.com , hakan__turkes@hotmail.com
bildigi kadar amel eden bilmedigi kadariyla zulmedermis…
bizde ettik…affet bizi amed…affet bizi ALLAH`im…
Allahimizin sana verdigi tum guzelliklere saglik…vesselam…veddua..eyvallahhh…
Yorum Yazın