rasim özdenören ve ruhun dirilişi
Ocak 1, 2009
Fertler, varlık itibariyle kendi iç dengelerini kurmak, dünya ve dünyanın ardındaki gerçekleri göz ardı etmeden insanlık algısını oluÅŸturmak zorundadır. SaÄŸlıklı bir ruh yapısı için bu gereklidir. EÄŸer ki insan, varlığında açık ve gizli duran kanalları görmezden gelirse, yaÅŸadığı problemleri sahih bir ÅŸekilde bertaraf edemeyecektir. Birnevî öteleyecektir. Çözüme kavuÅŸturamadığı sorunları ile yaÅŸamaya alışacaktır. Bu da bir önkabul olarak gelecekte yapılması muhtemel pek çok yeniliÄŸi daha ilk aÅŸamada yok edecektir. Sonuçta, ruhun içinde devinen var etme olgusu açığa çıkarılamayacak ve üstü örtülecektir.
İnsana ait varlık probleminin yegâne çözümü vahyin ışığında gerçekleÅŸecektir. Ruh, vahiy üzere yürüdüÄŸü ve vahyi öncelediÄŸi müddetçe kendisini gerçekleÅŸtirebilme yetisine sahip olacaktır. Ruhunu vahye, yani bizatihî varlığına açan insan, dün ile bugün arasında kurulan o kutsal köprünün anahtarlarına talip olmuÅŸ demektir. Çünkü hayatı bahÅŸeden yüce yaratanın iÅŸaret ettiÄŸi yol üzerinde hareket etmek, varlığın özüne doÄŸru yol almaktır.
Her çaÄŸda varlığı merkeze alarak vahiyden ilham devÅŸiren ve insanlara yol gösteren öncüler çıkmıştır. İnsanın sloganını deÄŸil, ruhunu yüceltmesini ve ancak bu sayede dünyaya müdahil olabileceÄŸini dile getirmiÅŸlerdir. Dolayısıyla sözkonusu olan problemin maddî deÄŸil, ruhun kendi dinamikleriyle ilgili bir problem olduÄŸunun altını ısrarla çizmiÅŸlerdir.
Çağımızda diriliÅŸin, ancak ruha atıf yapılarak gerçekleÅŸtirilebileceÄŸini vurgulayan Rasim Özdenören, varlığı önemseyerek öze yönelmenin, dünyamızı deÄŸiÅŸtirmek için bir mihenk taşı olduÄŸuna dikkat çeken münevverlerden. O’nun varlıkla ilgili olarak dile getirdiÄŸi ÅŸu tez insanlık algısına dair önemli ipuçları içeriyor: “Hallacı Mansur’u anlayabilmek için onun geçirdiÄŸi tecrübeyi kendi nefsinde yaÅŸamış olmak gerekiyor. “Enelhak” sözünü ödünç alarak kullanmak (tasarruf etmek) isteyenler bu sözün künhüne vakıf olmayı baÅŸaramayacakları için onu küfürle itham etmeye teÅŸebbüs eder. Fakat bu sözü anlamış görünmesine raÄŸmen anlamadan kullanmak isteyen kimsenin küfre girmesi de mümkündür. Binaenaleyh “Enelhak” sözünün apaçık görülebilmesi ve kalb huzuruyla kabul edilebilmesi için Hallac’ın yaÅŸadığı tecrübeden geçmek gerekiyor.”[1]
Bize göre insanın özeti niteliÄŸindeki bu tez, nereden geldik ve nereye gidiyoruz sorgulaması baÄŸlamında hatırdan çıkarılmaması gereken bir hakikâttir. Çünkü cesedin üzerine geçirilen ruhu, salt kutsal bir fenomen olarak açıklamak ve bu açıklamayı yaptıktan sonra üzerinde bir daha kafa yormaya gerek duymamak varlığın yaratılışına karşı büyük bir ilgisizliÄŸi göstermektir. Özellikle modernitenin dayattığı bu vurdumduymaz tavır alış biçimi, insanı kendi realitesinden kopararak, kalabalıklar içinde bireyci, ruh dünyasında ise ikircikli bir hâle getirmiÅŸtir. Hâlihazırda insan, kendi ruhu üzerinde kullanacağı tasarruf imkânlarını iÅŸlerlik kazanmış olan sisteme tevdî ederek, kendisini dünyanın öznesi deÄŸil, nesnesi durumuna düÅŸürmektedir. Bu durum ayrıca, yaÅŸanan acıların öznesi olma sonucunu doÄŸurmakta ve insanı, kendi hizmetine verilen nesneye mecbur bırakmaktadır.
Yüce Allah’ın Hicr sûresinde vahyettiÄŸi “Kendi rûhumdan ruh üfledim” âyeti, insanın ruhunda varbulunan metafizik gerilimi haber vermekte ve bir bakıma insana dünyanın özneliÄŸi vasfını yüklemektedir.
Özneden kasıt, dünyanın cümle kapısı olmaktır. Varlığın merkezinde yer almaktır. Erdem Bayazıt’ın “Sebeb ey!” mısrasındaki sebeb ile iç içe bulunmaktır. İşte Rasim Özdenören’in izini sürdüÄŸü hakikât budur ve o, insanın öznelik vasfını yitirerek, dünyanın nesnesi olmaya zorlandığı çağımızda gün yüzüne çıkan köleliÄŸi ÅŸu ÅŸekilde tarif etmektedir: “Gizli kölelik. Tıpkı gizli iÅŸsizlik gibi. Gizli iÅŸsizlik mâlum, adam çalışır, fakat gerçekte çalıştığı iÅŸin hiçbir fonksiyonu yoktur. GörünüÅŸte iÅŸ sahibidir, iÅŸçidir ama üretime katkısı yoktur. Birey olarak iÅŸçi sayılır, kendisi de bir iÅŸ sahibi olduÄŸunu sanır, aslındaysa toplum açısından bakıldığında, üretime katkısı olmadığı için hiçbir iÅŸ yapıyor deÄŸildir, iÅŸsizdir yani. Gizli iÅŸsiz… Bunun gibi, henüz farkına varmadığımız bir gizli kölelik niçin olmasındı? Belki bizzat kendimiz köleydik de, gizli iÅŸsizin kendisinin iÅŸsiz olmamasını farkedememesi gibi, köle olduÄŸumuzun farkında deÄŸildik.”[2]
Bu yaklaşımdan hareketle ruhu kabuk baÄŸlamış, metafizik gerilimden yoksun bir insanın, kendi varlığını baÅŸka bir insana ya da baÅŸka bir organizasyona mal ederek hayatını idame ettirmesinin, ruhuna azap vereceÄŸini söylemek mümkün. İnsanın ruhunda içkin bulunan hareket olgusunun, bu gizli kölelik sebebiyle köreltildiÄŸi de yadsınamaz bir gerçek.
Dikkati çeken nokta ÅŸu ki, bu gizli köleliÄŸin insanın ruhunda açtığı yara ve ruhuna verdiÄŸi azap, fertler tarafından fark edilemiyor. Çünkü ruhun açıkta bırakılan hücrelerini dolduracak saÄŸlıklı bir yapı yok. Dolayısıyla kemâle ermiÅŸ bir kalpten söz etmek güç. Bu konuda Rasim Özdenören ÅŸöyle bir çıkış yapıyor: “Kâmil kiÅŸi, baÅŸkalarının kendisini sorumlu tutmadığı durumlarda da kendini sorumlu tutabilir veya baÅŸkalarının onu sorumlu tuttuÄŸu bir durumda, o kendi sorumluluÄŸunun sınırlarını belirleyebilir.”[3]
Burada, kemâle erebilmek için ferdin sorumluluklarına atıfta bulunuluyor. Ruhun ancak kendi kalıplarını kırabildiÄŸi ölçüde rahat bir nefes alabileceÄŸine dair ipucu veriliyor. İnsanı özne olmaktan alıkoyan modernitenin isterlerine karşı durabilmek için, insanın kendi sorumluluk alanını, ancak kendisinin belirlemesi ÅŸart koÅŸuluyor.
Ferdin vahiyden ilham alarak kendini tekrar özneleÅŸtirmesi için, dünyanın neresinde durduÄŸuna dair bir kanaâti olması gerekmektedir. Bu kanaâte sahip olup da ruhundaki hareket olgusunu ortaya çıkarmamak, birnevî kitap yüklü merkeplerin durumu ile benzerlik arzeder. Özdenören, ortaya çıkan bu diyalektiÄŸe karşı Malcolm X’in tavrını örnek gösterir ve der ki: “Malcolm X’in tezi ÅŸu noktada toplanmaktadır. Biz eÄŸer İslâm’ı yalnız zenciler arasında deÄŸil, bütün Amerikalılar arasında yaymayı baÅŸarırsak, bu, beyazların da ırkçı heveslerden kurtulmasını saÄŸlayacağından sonuçta, mevcut çekiÅŸme büsbütün ortadan kalkacaktır. Fakat öteki zencileri inandıramaz bu yolda. Bizim burada üstünde durmak istediÄŸimiz noktalardan biri, Malcolm X’in kiÅŸiliÄŸinde gördüÄŸümüz “hakikâte teslim olma” özelliÄŸi, hakikâti bir kez yakalayınca onun gereklerini sonuna kadar yerine getirme, bu yolda hiçbir yılgınlığa düÅŸmeme hasleti.”[4]
Cahit ZarifoÄŸlu’nun “Bütün azalarını harbe çağır” mısrası, teyakkuz hâlinde olan bir ruha hitap etmektedir. Hakikî manâda bir sorumluluÄŸun, dışavurumudur. Ruhtaki bütünsel bir deneyimin diriliÅŸ komutuna hazır hâle getirilmesi için esaslı bir çaÄŸrıdır. Bu çaÄŸrıya kulak kabartmak, Allah’a doÄŸru bir yöneliÅŸ anlamını taşımaktadır. Hazreti Mevlâna’nın okyanusa karışan nehir imgesine ÅŸerh düÅŸmektir. Peygamber efendimizin ifade ettiÄŸi, büyük ve küçük savaÅŸlar arasındaki dengeye sadık kalmaktır.
Aynı zamanda bu çaÄŸrının, itidâl ile müsemma bir çaÄŸrı olduÄŸunu gözardı etmemek gerekmektedir. Rasim Özdenören bu anlamda kemâle eren ruh metaforuna bir ekleme yapar: “Rüzgârın itidâlini bozması, onun fırtınaya, poyraza, karayele çevirmesi, ondan beklenen faydanın hasıl olmasını engeller. Tayfuna dönüÅŸmüÅŸ olan bir rüzgârsa, artık, tümüyle tahrip edici bir nitelik kazanır.”[5]
Kendini bilen rabbini bilir. Çünkü varoluÅŸun sebebi, bilmek düzleminde cereyan etmektedir. Ferdin ruhunda devinen bir diriliÅŸten söz açmıştık. Bu diriliÅŸi besleyen, iÅŸte bu fiildir. Bilmek, istikamet üzerinde olmak sonucunu doÄŸurur. Ruhun bir hasılası olarak dünyaya akseder. Sonuçta aÅŸkın elif hâli olarak anlamlandırabileceÄŸimiz bir durum ortaya çıkar.
Aşık ve maÅŸuk iliÅŸkisi kesiftir. Gelgit süreklidir. Ruhun içinde çırpınıveren ve bir an önce kafesin dışına kendisini bırakmak isteyen bir kuÅŸun kanatlarından yüzümüze vuran bir esinti hissedilir bu iliÅŸkide. Rasim Özdenören ruhun merkez üssü olan kalbin marifetine dair izlek peÅŸindedir: “Kalbin, yaklaÅŸtığı ve dokunduÄŸu her ÅŸeyde maÅŸukun izini ve eserini bulduÄŸunu söylemek kolaydır. Fakat asıl, kalbin bu marifetinin nasıl olup da varolduÄŸunu anlayabilmek gerekiyor, o anlaşılınca geriye anlaşılmamış olandan hiçbir ÅŸeyin kalmayacağı bilinebilir oluyor: bu marifetin de kalbin marifeti ve fakat O’nun eseri olduÄŸu sonucuna varılıyor ve bu birbirini kovalayan sarmal ilahinaye sürüp gidiyor.”[6]
AÅŸkın bu girift hâlinin modernizme dair açmazlarına ÅŸerh düÅŸen İsmet Özel’in, “BaÅŸkalarının aÅŸkıyla baÅŸlıyor hayatımız/ ve devam ediyor baÅŸkalarının hınçlarıyla” mısraları, varlığımızın bir izleÄŸi olan aÅŸkın çağımızdaki durumunu yansıtıyor.
Bir sürek olarak gördüÄŸümüz aÅŸka dair Özdenören’in kaygıları ÅŸu noktada kesiÅŸiyor: “Mutlu sonla biten aÅŸk hikâyeleri insanın üstünde derin ve kalıcı etki bırakmaz. Çünkü vuslatın gerçekleÅŸmesi hâlinde, insan, aÅŸkın ortadan kalkacağına, silineceÄŸine iliÅŸkin bir sezinlemeye sahiptir. Biz, aÅŸkın, ÅŸimdi deÄŸindiÄŸimiz özelliÄŸinin, yani vuslatın imkânsızlığı durumunun, ilâhî aÅŸka da yansıdığı kanısını taşıyoruz.”[7]
Mevlâna’nın ölümü ÅŸeb-i arus olarak nitelendirdiÄŸi düÄŸün gecesi fenomeni, ilâhî aÅŸkın kavuÅŸma anını imlemektedir. İnsan, bu dünyadayken ilâhî aÅŸkın farklı mertebelerinde yol alacak, fakat gene de, vuslata eriÅŸemeyecektir. Çünkü insan dünya ÅŸartları içerisindedir. Mevlâna’nın ifadesiyle insanın Allah’a kavuÅŸması, gerçek anlamıyla, ancak ölümden sonra vuku bulur.
Bu kavuÅŸmayı düÄŸüne çevirecek olan, insanın Allah’ın rızası üzere bir ömür sürmesi ve O’nun rızasını kazanmasıdır. Bu da yazımızın başında beri söyleyegeldiÄŸimiz, ruhun varlığa yaklaÅŸması ve insanın hareket unsurunu sürekli canlı tutarak, metafizik gerilimini yitirmemesiyle iliÅŸkilidir.
Rasim Özdenören’in çağımız insanının ruh yitikliÄŸine iÅŸaret etmesi ve büyük diriliÅŸi tekrar gerçekleÅŸtirmek için ruh diriliÅŸine dikkat çekmesi bu ÅŸekilde ifade edilebilecektir.
[1] Eşikte Duran İnsan, s. 34
[2] Yeniden İnanmak, s. 97
[3] Eşikte Duran İnsan, s. 55
[4] Yeniden İnanmak, s. 68
[5] Eşikte Duran İnsan, s. 92
[6] Aşkın Diyalektiği, s. 37
[7] Aşkın Diyalektiği, s. 42


Rasim Özdenören’i altı aydır okumaktayım. Zihnimdeki karışıklıklıkların çözülmesine bir nebze olsun yardımcı olan bu yazıyı hazırlayan Selman MaltaÅŸ’a teÅŸekkürler.
Yorum Yazın