kayıtdışı kaygılar ve ittihadı islam

Ocak 1, 2009

 

Dünyaya dair kaygılarımız olabilir. Bu kaygılarımız bizi hayata baÄŸlayabilir. Bizi hayata baÄŸlayan  bu kaygılar, insanlığımızın alamet-i farikası olarak görülebilir.

 

Peki yapılması gereken sadece kaygılanmak mıdır? Kuru bir kaygı hissi bize ne  kazandırır? Ya da tersinden soralım. Bize ne kaybettirir?

 

Kaygılı bir bakış açısına sahip olmanın mütemadiyen lüks olduÄŸu bir dönemde yaşıyoruz. Bu gerçeÄŸi gözardı edemeyiz. Ancak proje üretmeyen bir kaygı mekanizmasının iÅŸe yaramadığını, hatta insan ruhu için gereksiz bir ağırlık olduÄŸunu, vehatta bir an evvel ruhtan kesilip atılması gerektiÄŸini iddia edebiliriz.

 

Åžöyle ki. Kendi ruhunda devinip duran ve insanın varlığından dünyanın merkezine sızamayan kaygılar enkaz edebiyatına sebep olur. Kalpten çıkıp dile gelir. Fakat dilden sıyrılıp bir türlü kulaÄŸa ulaÅŸmaz. Çünkü insanın önce kendi kendisini duyması gerekir. Bu duyuÅŸ, sıradan bir ses titreÅŸimini çaÄŸrıştırmasın. DuyuÅŸtan kastımız, harekete geçmeye davet eden ve ruha ivme kazandıran bir çabadır.

 

Her duyuÅŸ bir duruÅŸun açılımıdır. Bu yüzden öncelikle durduÄŸumuz yere bakacağız. Bizler Müslümanız. Dolayısıyla hayata beynelmilel bir tavırla yaklaÅŸmamız gerekiyor. Somali’deki Müslüman kardeÅŸimizin ayağına batan bir dikenin acısını kalbimizde hissedeceÄŸiz. Filistin’de evleri baÅŸlarına yıkılan, ambargoya maÄŸruz bırakılan ve katledilen kardeÅŸlerimizin yaÅŸadıklarına karşı kayıtsız kalmayacağız. Kayıtsız kalmak fiilini, kaygılarımızı bir yıkıntıya dönüÅŸtürerek deÄŸil, dünyaya dair esaslı projeler üreterek harekete dönüÅŸtüreceÄŸiz.

 

Çevremizde ufku Kerkük’le sınırlı milyonlarca insan olabilir. Bu insanlar kendi ruhlarına ördükleri Misak-ı Milli sınırları içinde yaÅŸamayı rutin hale getirmiÅŸ olabilirler. Sizin gerçekleÅŸtirmeyi düÅŸündüÄŸünüz mütevazi projelerinize karşı olumsuz bir tavır takınabilirler. Ahiret planlaması yapmak yerine kariyer planlaması yapmanızı ısrarla telkin edebilirler. Üzerinizde psikolojik baskı uygulayabilirler. Dünya ve dolayısıyla reel politikle entegre olmanızın geleceÄŸinizi kurtarmak bakımından en ideal davranış olacağını iddia edebilirler. Sizi tıpkı kendileri gibi, dünyanın öznesi olarak deÄŸil nesnesi olarak görmek isteyebilirler.

 

Sınırlar önce beyinde çizilir. Beyinde çizilen sınırlar ise ancak beyinde yıkılabilir. İşte bu yüzden birileri, sürekli zihnimize demirden sınırlar çiziyorlar. Büyük ülkemizin bir parçası olan Åžam’ı, Beyrut’u, Ceharkale’yi, Sarajevo’yu, Kandahar’ı vediÄŸer bütün İslam baÅŸkentlerini bize yabancı topraklar olarak takdim ediyorlar.

 

Cezayirli eski bir BaÅŸbakanının sarfettiÄŸi, “Biz size gelin demeyiz. Çünkü biz size hiçbir zaman gidin demedik” cümlesi hangi damardan geliyorsa, ziyaretine gelen gençlere, “Her yıl tatilinizde bir İslam ülkesine gidin” tavsiyesinde bulunan Sezai Karakoç’un, “Ben Åžam’ı bin yıl öncesinden bilirim / Annemin sütü kadar yakın bana” mısraları aynı damardan çıkıp geliyor.

 

Beynelmilel bir kaygıdan doÄŸan ve dünyada İslam BirliÄŸi’ni tesis etmeyi amaçlayan İttihad-ı İslam ideali, kayıtdışı kaygılar olarak nitelendirebileceÄŸimiz enkaz edebiyatçılığına karşı esaslı bir projedir. Herhangi bir İslam ülkesinde yaÅŸayan Müslüman bir kardeÅŸimizle internet üzerinde e-posta arkadaşı olmak gibi küçük adımlar bile bu yolda devasa adımlara dönüÅŸebilecek, aramızdaki İslam kardeÅŸliÄŸini saÄŸlamlaÅŸtıracak çalışmalar olarak görülebilir.

 

Dergimizdeki İttihad-ı İslam sayfasıyla bu yoldaki kadim yürüyüÅŸümüzü baÅŸlatıyoruz. Bu sayfayı izlemeyi devam edin. 

 

Yorum Yazın

*
Resimdeki kelimeyi asagidaki kutuya yazin..
Click to hear an audio file of the anti-spam word