bir gün geleceğiz yine

Ocak 1, 2009

  

Yıllar önce, ‘Drina Jedina’ (Biricik Drina), isimli bir sigaranın, bende tedai ettirdikleri hatırıma geldi bu soruyla birlikte…

 

‘Bizim sigara’ sevinciyle sigarayı yakmış ve bir nefes çeker çekmez de kendimi Drina Köprüsünün üzerinde bulmuÅŸtum.

 

Üstat Necip Fazıl (Rh.A.), makberinden ‘Sakarya Türküsü’nü göndermiÅŸti o an…

 

Drina nehrine bakarken, ‘Nerde kardeÅŸlerin/ Cömert Nil, yeÅŸil Tuna’ mısralarına gözyaşımı katık etmiÅŸ, ‘Giden ÅŸanlı akıncının’ yurduna ne gün döneceÄŸini bilmemenin verdiÄŸi ıstırapla, muhayyilemde geçit resmi yapan muhteÅŸem medeniyetin ordusunu selamlamıştım.  

 

Kurtuba deyince birden o anı hatırladım…

Sonra gözlerimin önüne Arap yarımadası geldi.

Cehaletin kopkoyu karanlığının, bütün tavahhuÅŸuyla hüküm sürdüÄŸü günler…

Bir baba…

Bütün insani duygularını evde bırakmış, merhamet ve ÅŸefkatten soyunmuÅŸ bir halde dünyalar güzeli kızını diri diri gömüyor…  

 

Sonra bir GüneÅŸ doÄŸuyor karardıkça kararan bu cehaletin üzerine…

 

Her yer, ‘Anam babam sana feda olsun!’ civanmertliÄŸinin muhatabı olan ve kâinatın bir daha asla göremeyeceÄŸi bu muhteÅŸem GüneÅŸin nuruyla aydınlanıyor…

 

Aydınlanıyor da ne kelime, nura gark oluyor bütün ihtiÅŸamıyla…

 

Ve ardından, soylu ve kutlu elçinin, O, en sevgilinin (S.A.V.) müjdecileri, ellerindeki ‘Hidayet Rehberiyle’ dünyaya asalet ve adalet üleÅŸtirmeye koÅŸuÅŸuyorlar…

 

Duraklardan birisi ciÄŸerparemiz Endülüs…

‘İyiye, doÄŸruya ve güzele dair’ her ne varsa hepsini sinesinde barındıran kâinatın ruhu, tüm haÅŸmeti, azameti ve muhteÅŸemliÄŸi ile tenevvür ediyor bu beldede…

Kurtuba da bu mübarek azıktan nasipleniyor olabildiÄŸince…

Öyle ki, Ulu Camii kadar ululaşıyor Allah’a kul olma bilincinin ürettiÄŸi medeniyet sayesinde.

 

Kurtuba:

İslâm medeniyetinin emzirdiÄŸi ÅŸehir…

Bu ÅŸehre dair güzellikleri ve harikuladelilikleri, ansiklopedilerin ve sair kitapların anlatımına havale edelim isterseniz.

Sözü hiç eÄŸip bükmeden ‘Kurtuba’nın bana neler anlattığına gelelim dosdoÄŸru bir biçimde…

 

Tıpkı Drina Köprüsü gibi Kurtuba’nın da gözleri yaÅŸlıydı muhayyilemdeki muhaveremizde…

Bana, hırs ve tamaın Müslüman’ı nasıl bitirdiÄŸini anlattı Kurtuba…

 

Gâvurlar, adına Reconquista yani Endülüs’ü yeniden gâvurlaÅŸtırma ideali dedikleri kutsal amaçları için Kurtuba önlerinde toplaÅŸmışlardı.  

Kastilya birliği, bu kuşatmadaki ilk saldırganlardı.

Kastilya Kralı III. Fernando, birbirleriyle kıyasıya savaÅŸan Müslüman liderlerden Kurtuba’nın da idaresini elinde bulunduran İbn Hûd ile daha önce yaptığı sözde anlaÅŸmayı, iÅŸbirlikçi bir grubun davetini gerekçe göstererek ve bu nedenle anlaÅŸmayı bozmuÅŸ sayılmayacağı iddiasıyla Kurtuba kuÅŸatmasını baÅŸlatmıştı.

 

Her geçen gün ordu büyüyordu. Tarikat ÅŸövalyeleri, Beyyase ve Kunka piskoposları ve duyan herkes kuÅŸatma için oradaydılar.

KuÅŸatma aylar sürmüÅŸtü. İnsanlar açlıktan periÅŸan durumdaydılar ve ÅŸehre adeta kısılıp kalmışlardı.   

Kurtubalılar idaresinde bulundukları İbn Hûd’dan imdat istediler pek tabii olarak.

İbn Hûd 35 bini aÅŸkın ordusuyla Kurtuba’ya hareket etmiÅŸti. Åžehre varmadan bir yerde ordugâh kurdu.

 

Sadece bekliyordu her ne hikmetse.

Bekledi… Bekledi… Bekledi.

Saldırıya geçse Hıristiyan kuvvetlerini darmadağın etmesi iÅŸten bile deÄŸildi…

Ama o bekledi…

Sonra fırsat bu fırsat diyerek Belensiye’yi almak için bölgeden ayrıldı.

ÇeÅŸitli rivayetler var bu hususta ama hiçbirisi gözümüzün nuru Kurtuba’nın gâvurlara adeta peÅŸkeÅŸ çekilmesini mazur kılmıyor.

Yaklaşık on ay süren muhasara sonunda periÅŸan bir ÅŸekilde teslim oldu Kurtubalılar…

İbn Hûd ise Kral’la, senelik 52 bin dinar haraç karşılığı 6 yıllığına çoktan anlaÅŸmıştı.

 

Åžövalyeler ve piskoposlar teslim olma fikrine sıcak bakmıyorlardı. ‘Åžehre girelim, tarumar edelim, Müslümanların hepsini kılıçtan geçirelim hatta kanlarını içelim’ diyorlardı.

Kral, daha pragmatik davranmış ÅŸehrin harap olmasına gönlü el vermediÄŸi için bu fikri kabul etmemiÅŸti.

Ve 23 Åževval 633 de yani 30 Haziran 1236 da Kurtuba düÅŸtü…

Tamı tamına 525 yıl Müslümanların elinde bir güneÅŸ gibi parlayan medeniyet harikası Kurtuba, artık gâvurların yanlarında getirdikleri karanlığa gömülüyordu.

Ulu Camiin tepesine dikilen haç, bir medeniyetin nasıl bir ıstıraba mahkûm olduÄŸunu ilan ediyordu çalınan çanlar eÅŸliÄŸinde…

 

Kurtuba diyince, kendi kendimize yaptığımız ihanet geldi aklıma ister istemez.

‘Her ne olursa bize, bizden olur’ hakikati yani…

Åžeytana en çok maÄŸlup olduÄŸumuz zaafımız yani…

Yani nefsimiz ve enaniyetimiz…

İşte ihanete giden menfur yolun, en can yakan tarafı…

 

BaÅŸta dedik, karanlığa gömülmüÅŸ bir topluluÄŸa avuç avuç aydınlık taşıyan, medeniyet meÅŸalesi Kurtuba’ya dair baÅŸka eserler konuÅŸsun.

Biz, olur da ibret alırız ümidiyle, yüreÄŸimize ateÅŸ salan bu acı tarafına bakalım istedik.

İşte bu nedenle Kurtuba diyince aklıma ikinci olarak bir uygarlık (dikkat medeniyet deÄŸil!) müsveddesi olan Batı ve insanımsı bir tür olan batılılar geliyor.

Onlar ki, tarihte binlerce örneÄŸini sergiledikleri vahÅŸet ötesi zulümlerini ayniyle Kurtuba üzerinde tatbik etmek isteyenlerdir.

Yakan, yıkan, yok eden, öldüren, iÅŸkence yapan ve hakikati inkâr eden insanlık tarihinin en karanlık özneleri…

Onlar geliyor aklıma elimde olmadan.

 

İçlerinden kendilerini anlatan da olmuÅŸ… ‘Kadın gözüyle Avrupa’da fahiÅŸeliÄŸin tarihi’ isimli kitabın yazarı Jess Wells, insanlığın yüz karası bir topluluÄŸun ÅŸenaatine dair akıllara durgunluk veren örnekleri bir bir sayıp dökmüÅŸ mesela…

 

Bizim medeniyetimiz sayesinde insanlıkla tanışan, ilimle, sanatla, estetikle ve daha birçok insani hal ve davranışla tanışan ve fakat bir türlü terakki edemeyen bu topluluk geliyor aklıma hiç istemediÄŸim halde.

 

Çok övündükleri Rönesanslarını bile bu tanışıklığa borçlu olanların, teknoloji marifetiyle yeryüzünü cehenneme çevirmelerini de matah bir ÅŸeymiÅŸ gibi takdim etmelerindeki irrite eden tuhaf psikolojileri geliyor aklıma…

 

Ve daha bir sürü ÅŸey…    

 

Kurtuba, ah Kurtuba!…

Ama söz!.. Bir gün geleceÄŸiz yine…

Bir ‘Bilge Kral’ımız olacak belki…

Belki, İbn-i Arabî katılacak bize…

Kim bilir, İbn-i RüÅŸd, İbn-i Hazm, İbn-i Haldun, El İdrisi el verecek bu dönüÅŸümüze…

Hep beraber gelip, güneÅŸin battığı yerde, karanlıklar imparatorluÄŸu kuran medeniyet düÅŸmanlarının elinden kurtaracağız seni, inan buna…

Ama ne zaman bilmiyorum.

BildiÄŸim tek ÅŸey, ‘Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndüreceÄŸini’ sananların feci ÅŸekilde yanıldıkları ve ‘onlar istemeseler de nurun tamamlanacağı…’

 

Yorum Yazın

*
Resimdeki kelimeyi asagidaki kutuya yazin..
Click to hear an audio file of the anti-spam word