yusuf armaÄŸan’la ittihadı islam üzerine
Ocak 1, 2009
BALKAN UZMANI VE AYNI ZAMANDA TV NET KANALINDA YAYINLANAN YERYÜZÜ NOTLARI PROGRAMININ YAPIMCISI YAZAR YUSUF ARMAÄžAN’LA İTTİHAD-I İSLAM’I KONUÅžTUK
Röportaj : Yusuf ArmaÄŸan
KonuÅŸturanlar : Barış Öztürk – Selman MaltaÅŸ
â– Yusuf Abi, Türkiye’de ÅŸu an ufku Kerkük’le sınırlı milyonlarca insan yaşıyor. Uzun yıllar süren mühendislik çabaları sonucunda dünyanın farklı bölgelerinde yaÅŸayan Müslüman kardeÅŸlerimizle olan gönül bağımız büyük oranda tahrip edildi. Bu gönül bağını yeniden tesis etmek için neler yapmalıyız?
CoÄŸrafi sınırlarla sınırlı bir zihni reddederek söze baÅŸlamalıyım. Bu zihnin çocukları sakat doÄŸarlar. Akraba evliliÄŸi gibi bir ÅŸeydir bu. SaÄŸlıklı çocuklar için aÅŸmamız lazım sınırları. Sınırlar çiÄŸnenmek için vardır bence. Gelinen noktanın bir proje olduÄŸu fikrine katılıyorum. Proje kelimesinin anlamlarından biri de gerçekleÅŸtirilmesi istenen tasarı demektir. Tercih etmek suretiyle oluÅŸturulmuÅŸ birliktelikler yerine tercih edilmeksizin oluÅŸturulmuÅŸ birliktelikleri kabul ettirdiler bize. Bu kolay olmadı elbette. Uzun bir süreçte oldu bitti her ÅŸey. Ama projenin sonuna gelindiÄŸinde vurucu darbe içeriden, Müslümanlardan ve o güne kadar Müslümanlarla birlikte yaÅŸamayı tercih etmiÅŸlerden geldi. Bu en temelde ÅŸu demektir; Kur’an insanın müstaÄŸni oluÅŸundan bahseder, yani kendi kendisine yetebileceÄŸi kanaatinin kendisini yücelerin yücesine ulaÅŸtırma fikrinden. Bu bir nevi tanrılaÅŸma sürecidir. Küçük kalmak, kendi kalmak fikri bu yönüyle ÅŸeytani ama cazip bir ÅŸeydir. Günahın lezzeti vardır malum. Günahkar olmakla eÅŸdeÄŸer bir ÅŸeydir sınırlara ayırmak ve bu sınırlara razı olmak. İşte vurucu son darbeyi biz bu sınırları kendi kafamızın içine çizdiÄŸimiz gün yapmış olduk. Bunu kendisine yapan bir zihne bir baÅŸkasının gelip de baÅŸka bir ÅŸey yapmasına da gerek yoktur. Haritalar, sınırlar, akan kan.. anlamsızlaşır bundan sonra. Sınırın bu yakasındaki Mustafa ile sınırın öte yanındaki Mustafa arasında sanal farklar varmış gibi gelir insana. Bu hali bertaraf etmenin yolu ise zihinsel kilitlenmiÅŸliÄŸi aÅŸmaktır. Bu eyleme normal yollardan müsaade etmediklerini biliyoruz elbette.
■Bu zihinsel kilitlenmişliği nasıl aşacağız?
Zihinsel kilitlenmiÅŸliÄŸimizi aÅŸarak zihinsel kodlarımıza, yani verili ilkelerimize dönmek istiyorsak eÄŸer, bir hırsız gibi kendi zihnimize girmek zorundayız. Bunun adı zihnimizin kilitlerini maymuncukla açmaktır. Maymuncuk ise oyunu kendi kurallarımıza göre oynamanın adıdır. Sınırsız bir tanışma sürecine ihtiyacımız var. Dikkat edin tanıma demedim, tanışma dedim! Alman sosyolog Niklas Luhmann, Die Gesellschaft der Gesellschaft isimli eserinde toplumların oluÅŸumunda -klasik öÄŸretinin aksine- bireylerin deÄŸil, bireyler arasındaki iletiÅŸimin temel yapıyı oluÅŸturduÄŸuna dikkat çeker. Bak ben bunu ümmetle tanışma giriÅŸimlerim zamanımda bünyesinde aktif rol almaya baÅŸladığım İHH’nın DüÅŸünce Gündem Dergisi sayesinde öÄŸrendim. Bu tanımlama önemli. Bir yığından deÄŸil bir ümmetten söz edeceksek, birbirimizle kuracağımız iletiÅŸimin kodları doÄŸru temellendirilmelidir.
â– Birkaç asır öncesine kadar Osmanlı tebası olan İslam ülkelerinin, tarihî baÄŸlarımız dolayısıyla Türkiye Müslümanlarına karşı samimî yaklaşımları olduÄŸunu biliyoruz. Birbirimizle olan iletiÅŸimin gerekliliÄŸine vurgu yapmışken, Türkiye’nin mütemadiyen İttihad-ı İslam idealinde rolü konusunda ne olmalı? Bu anlamda Müslüman halklar Türkiye’den neler bekliyorlar?
Evet, böyle bir bakış açısı var. Osmanlı tebaası olmayan Nijerya ve Nepal’de de ben bunu gördüm. Fakat bana kalırsa burada da bir yanılsama var. Onlar da bizi eskisi gibi sanıyorlar hala. Bizimle tanışmıyorlar henüz. Sınırsız bir tanışıklımız yok. Birbirimizin kilitlenmiÅŸ zihinlerimizi açtığımızda gerçeklerle de yüzleÅŸmiÅŸ olacağız. Bu aÄŸabeylik havasından da kurtulmak durumunda olduÄŸumuzu düÅŸünüyorum. Birbirimizden hiçbir ÅŸekilde bir üstünlüÄŸümüz yok. Biz onlara onlar bize muhtaçlar.
â– Yine de Türkiye’nin diÄŸer İslam ülkelerine göre daha tecrübeli olduÄŸunu söyleyemez miyiz?
Türkiye’nin böylesi bir birliktelikteki rolü tecrübelerini hatırlamaktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Sadece bunu yapabiliyor olmak sorunu çözmek demektir. Çünkü burası İstanbul’dur. İstanbul çözümün merkezidir. Lakin çözümün merkezinin İstanbul olması, çözümün parçası olacak diÄŸer unsurların yok sayılması ya da aÅŸağı görülmesi anlamı içermez. Kendi Hüseyin Üzmez’i karşısında hadiseyi nasıl yorumlayacağını bilemeyen bir Müslüman kitle, kimse kusura bakmasın baÅŸka topraklardaki Müslümanlardan çok ÅŸey öÄŸrenmesi gereken bir kitledir. Müslüman halklar Türkiye’den ne bekliyor sorusu yanlış tonda bir sorudur bana kalırsa. Tersini soralım; Türkiyeli Müslümanlar dünya Müslümanlarından ne bekliyor? Var mı bir cevabınız? Yoksa benim de baÅŸka sorum yok! Bu ÅŸöyle bir ÅŸeydir. Yeni bir süreçteyiz ve bırakınız cevapları, sorularımız bile daha yeni yeni soruyoruz.
â– Peki, Nepal’deki bir Müslüman Filistin, Çeçenistan veya Bosna davasını ne kadar sahipleniyor? Siyasi olarak henüz tesis edilemeyen İttihad-ı İslam ideali gönüllerde yer edinebilmiÅŸ durumda mı?
Bakın ben size bir ÅŸey söyleyeyim; selam var ya selam, öyle ilahi ve dolayısıyla öyle kadim bir ÅŸey ki; zihinsel kilitlenmiÅŸliÄŸimizin anahtarı iÅŸte bu. BoÅŸuna emrolunmadık ‘aramızda selamı yaymak’la. Müslümanın yaÅŸadığı her yer bir diÄŸer Müslüman için toprak sayılıyor artık. En azından kendileri gibi selam alıp veren birlilerini görmesi buralardaki insanların ya da bizim diÄŸer tüm sorunları teker teker eritiyor. Bu bir mucizedir! Ben Nepal’e gittiÄŸimde Hindistan sınrıındaki bir kasabada önce İkbal’den ÅŸiirler okuyan ve akabinde Sezai Karakoç’u bildiÄŸini söyleyen yaÅŸlı bir adamla karşılaÅŸtım. Bu adam Yunan Felsefesi okumuÅŸ zamanın behrinde. Balkanları merak etmiÅŸ. Balkan Müslümanlarını iyi biliyor ve etrafına burayı anlatıyor. Buraları hiç görmemiÅŸ olsa da yapıyor bunu…Peki ÅŸimdi soru ÅŸu; biz Nepal’deki, bırakalım Nepal’i, mesela Malezya’dan, mesela BangladeÅŸ’ten Müslüman entelektüellerden kimi tanıyoruz?
â– Ülkelerinde azınlıkta kalan Müslümanların İslam ülkelerinden vedahi İslam Konferansı Örgütü’nden beklentileri neler? Nepal ve Kamboçya gibi Müslümanların azınlıkta olduÄŸu ülkelere gitmiÅŸ bir aktivist olarak düÅŸünce ve gözlemlerini İttihad-ı İslam baÄŸlamında paylaşır mısın abi?
Åžunu söyleyebilirim; herkes fark edilmek istiyor. Fark edilmek ve evrensel ümmet sorunlarının yerel birer çözümü olmak istiyorlar. Hesaba katılmak isteÄŸi var. Bu çok dinamik bir ÅŸeydir. Bu modern zamanlarda dünyaya henüz sözünü söylememiÅŸ ama söyleyeceÄŸi sözü arayan Müslümanların yegane itici gücüdür. Ve buradan hareketle bir çözüm mümkündür.
â– Örtü yasağı Türkiye’de İslamcıları ortak paydada buluÅŸturan en önemli unsurların başında geliyor. İşgal altındaki Kudüs’ün halihazırdaki durumunun dünyaya henüz sözünü söylememiÅŸ Müslümanlar için de aynı ÅŸeyi ifade ettiÄŸini söyleyebilir miyiz? Kudüs’ün iÅŸgal altında olması itici ve dahi birleÅŸtirici bir güç olarak görülebilir mi mesela?
Kudüs, Irak, Bosna… Hepsi için aynı ÅŸey var. Ve Türkiye! Bakın bir anımı anlatayım size. GittiÄŸim her yerde Bosna’da, Nijerya’da, Nepal’de Türkiye BaÅŸbakanı’nın ve CumhurbaÅŸkanı’nın eÅŸlerinin hicabı konu ediliyor. Bu güzel bir ÅŸey. Adamın yüzü gülüyor Elhamdülillah diyor. Kendisi için ne istiyorsa senin için de bizim için de onu diliyor. Bunlar yirmi sene evvel konu edilen mevzular deÄŸildi.
â– Ekim ayında İstanbul’da, İHH tarafından organize edilen ve Balkanlardaki Müslüman halkların liderlerinin katılımıyla gerçekleÅŸtirilen Balkan Sempozyumu Türkiye’de azımsanmayacak bir ilgiyle karşılandı. Balkanlarda İttihad-ı İslam idealinin nüvesini oluÅŸturmayı amaçlayan bu organizasyonun Balkan ülkelerindeki yansımaları nasıl oldu? Somut olarak ne gibi adımların atılması planlanıyor?
Bana da bu güzel organizasyonda bir rol düÅŸtüÄŸü için sevinçliyim. Balkanlarda bırakın hepsini, üçünün, beÅŸinin hatta ikisinin dahi bir araya gelmesi bir efsane oluÅŸturabilecek İslam adamları Türkiye’de, İstanbul’da bir araya geldiler. Bu adamların gelip de burada bir ÅŸey konuÅŸmadıklarını varsaysak bile, hani oturup kahve içip sessizce dağılmış olsalar da bu olaÄŸandışı ve olaÄŸanüstü bir durumdur.
■Program amacına ulaştı diyebiliriz yani?
Evet. Oturup birlikte kahve içecek kadar birbirimizle samimiysek eÄŸer İttihad-ı İslam var demektir. Karşılıklı kahve içip yemek yiyemeyenler ne söyleseler de boÅŸ. Tabi çok önemli ÅŸeyler konuÅŸuldu söylendi. Sonuç bildirgesine ulaÅŸabilenler ne söylemek istediÄŸimi daha iyi anlayacaklardır. Ama en önemlisi karşılıklı iletiÅŸimin artık önlenemez bir ÅŸekilde geliÅŸiyor olmasıdır. Buna iliÅŸkin yoÄŸun talep herkes tarafından dillendirildi o günlerde. Bu hepsinin önünde bir maddedir. Bu madde sonuç bildirgesinin tüm maddelerinden evvel gelir. Bunun getirisi olarak bu sempozyumun ikincisi yapılacak. Nerede olur bilemem. Belki Belgrad’da, belki Saraybosna’da, belki Sofya’da…
â– Amerika’da yaÅŸanan finansal krizden hareketle son günlerde tüm dünyada Amerika’nın çökeceÄŸi ihtimali konuÅŸuluyor. Komünizm’den sonra Kapitalizm… Sırada ne var, yeni bir zulüm sistemi mi? Yusuf abi daha önce “Dünya yarın google’sız bir güne bile hazır deÄŸil” demiÅŸtin? Bu konu hakkında neler söylersin?
Amerika çökecek elbette. Ben buna anamın babamın adı gibi inanıyorum. Kuru fasulyenin tadını bildiÄŸim gibi biliyorum ben bunu. Bu böyle çünkü. Ama ya üzerimize çökerse? Ya enkaz altında kalan biz isek? Google’sız bir güne hazır deÄŸiliz derken kastım budur. Müslümanlar olarak baÅŸkaca bir sisteme ihtiyaç duyduÄŸunuz gün bu sistem çökecektir. Ama ne yazk ki böyle bir ÅŸeye ihtiyaç duyan kimse yok. Bu ihtiyaç su ya olan ihtiyaç gibi, ekmeÄŸe tuza olan ihtiyaç gibi olmalı yalnız. Emin olun Amerika’nın çökmesini istemeyenlerin başında Müslümanlar gelir. Bu en baÅŸta söylediÄŸim zihinsel kilitlenmiÅŸlikle alakalı bir durumdur. Kur’an’a bakmalı. Ve görmeli her ÅŸeyi. Amerika’yı kendi zihnimizde bitirirsek Amerika çökmüÅŸ demektir. O’nun hesabı Allah ile. Allah Kur’an’da çok yerde Resulüne sen onları bana bırak diyor. Amerika diye bir yer yok evet. Böyle düÅŸünürsek eÄŸer o enkazın altında kalan da biz olmayacağız.
â– Son olarak, Sezai Karakoç, edebiyat diriliÅŸin ayrılmaz bir parçasıdır diyor. Bu noktadan hareketle, İttihad-ı İslam ideali ve edebiyat arasında nasıl bir iliÅŸki kurabiliriz?
Bizim edebiyatçılığımız da müzisyenliÄŸimiz de biraz zorlama geliÅŸti. Plastik gibiydi her ÅŸey. Sekülerlik öyle deÄŸil böyle olur cinsinden ÅŸeyler yapıldı uzun süre. Bunu yapmayanlar –mesela- Sezai Bey’di, Rasim Özdenören’di, Metin Önal MengüÅŸoÄŸlu’ydu. Bu aÄŸabeylerimizi es geçip de kendi baÅŸlarına bir ÅŸeyler yapmaya kalkanlar oldu. Kavramları cümle içerisinde kullanmaya dair ilkokul çocuklarına verilen ödevleri yapar gibiydi bu Müslümanlar. Onun için çokça sırıtış, çokça sekülerlik ve çokça hezimet oldu. Yapılan müziklere bakın, yazılan ÅŸiirlere bakın. Oysaki sanat hayatı tanımak ve tanımlamaktır. İkra demek budur. Bir eski müfessir ‘oku’yu ‘anlamlandır’ diye tercüme etmiÅŸ bize. Anlamlandırma çabasıdır sanat ve dolayısıyla edebiyat. Anlamlandırmak ise diriliÅŸtir. Bu yüzden Sezai Bey’in söylediÄŸi bize bir ÅŸey ifade ediyor. Mısır’da, Suriye’de, Malezya’da, Bosna’da kurulan bir cümlenin içine konumlatabiliyorsak biz kendimizi o zaman onunla aynı havayı teneffüs edebiliriz. Bu soluklanma biçimi diriliÅŸin soluklanma biçimidir. ‘Her ÅŸey bir anda anlamsız gelecek / iÅŸte biz o gün tükeneceÄŸiz’ diyordu Sezen Aksu. Anlamsızlıktan ve anlamlandıramamaktan Allah’a sığınarak kurtulabiliriz. Tükenmemek için Allah’a sığınmalıyız. Bir melodi saldığımızda göÄŸe İstanbul’dan, bunun sözlerinin yeryüzünün bir baÅŸka noktasında yazılacak olduÄŸunu bilmek anlamlıdır. Yoksa kendin çal kendin oyna!
â– Yusuf Abi, bu güzel röportaj için teÅŸekkür ederiz.
Ben teÅŸekkür ediyorum. Yolunuz da yolculuÄŸunuz da mübarek olsun. Allah’a emanet olun her daim.


Yorum Yazın